Türk Demir Çelik Sektöründen CBAM Uyarısı: Varsayılan Emisyon Değerleri Üretim Gerçekleriyle Uyuşmuyor

01.04.2026 - Çarşamba 08:54

Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) kapsamında açıkladığı varsayılan emisyon değerleri, Türkiye’nin düşük karbonlu üretim yapısını yeterince yansıtmıyor.

Türk demir çelik sektörü, mevcut yaklaşımın rekabet gücünü zedelediğine dikkat çekerek, varsayılan değerlerin ülkelerin üretim yöntemlerini esas alacak şekilde yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkanı Yalçın Ertan, Avrupa Birliği tarafından hayata geçirilen CBAM’in, küresel ticaretin karbon temelli yeniden şekillendiği yeni dönemin en önemli politika araçlarından biri olarak öne çıktığını vurguladı.

“Özellikle ihracat odaklı yapısıyla Avrupa pazarına güçlü entegrasyona sahip olan çelik sektörümüz açısından CBAM, yalnızca çevresel bir düzenleme değil, aynı zamanda rekabet koşullarını doğrudan etkileyen stratejik bir unsur haline gelmiştir. CBAM’in temel amacı, karbon kaçağını önlemek ve üretimin daha düşük çevresel standartlara sahip ülkelere kaymasını engelleyerek küresel ölçekte daha sürdürülebilir bir üretim yapısını teşvik etmek olarak özetlenebilir. Bu yönüyle mekanizma, Avrupa Birliği pazarına ihracat yapan üreticiler ile bu ürünleri ithal eden firmaları doğrudan etkileyen bir çerçeve sunuyor. Bu nedenle, uygulamada kullanılan yöntemlerin ve hesaplama yaklaşımlarının, farklı ülkelerin üretim yapısını doğru şekilde yansıtması kritik önem taşıdığını söyleyebiliriz.”

Hesaplama üreticilerden alınan ve CBAM metodolojisine uygun şekilde doğrulanmış gerçek veriler üzerinden yapılmalı 

Başkan Ertan, Türkiye çelik sektörünün üretim yapısı itibarıyla dünyada farklı bir konumda yer aldığının altını çizerek sözlerine şöyle devam etti:

“Sektörümüzde üretimin yaklaşık %70’i elektrik ark ocağı (EAF) yöntemiyle, yani büyük ölçüde hurda bazlı olarak gerçekleştiriliyor. Bu durum, Türkiye’yi daha düşük karbon yoğunluklu üretim yapan ülkeler arasında öne çıkaran önemli bir avantajdır. Ancak bu avantajın CBAM kapsamında nasıl yansıtıldığı ayrı bir konu çünkü ürünün içerdiği karbon emisyonu, doğrudan mali yükümlülüğü etkilemekte. Bu nedenle emisyonların nasıl hesaplandığı ve değerlerin doğrulanması kritik hale gelmektedir. Bu verilerin tam ve uygun biçimde temin edilemediği ya da akredite kuruluşlarca doğrulanmadığı durumda ise varsayılan emisyon değerleri (default values) devreye giriyor. Dolayısıyla bu değerlerin nasıl belirlendiği, ne kadar temsil gücüne sahip olduğu ve gerçek üretim yapısını ne ölçüde yansıttığı, ihracatçılar açısından son derece belirleyici bir rol oynuyor.”

Akredite kuruluşların açıklanması ihracatçının önündeki belirsizliğin aşılması ve ihracatın devamlılığı için çok önemli ve ivedi 

“Bilindiği üzere esas olan, emisyon hesaplamasının üretici tesislerden alınan ve CBAM metodolojisine uygun şekilde doğrulanmış gerçek veriler üzerinden yapılması ve akredite kuruluşlarca doğrulanmasıdır. AB tarafından akreditasyon mekanizma kapsamında zorunlu olarak belirtilse de hangi kuruluşların akredite edilerek doğrulama yetkisi alacağı halen belirlenmemiştir. Doğrulayıcı kuruluşların yetkilendirilmesi ve uluslararası düzeyde kabul görmesine ilişkin bu belirsizlik, firmalarımızın doğrulama hizmetlerine zamanında erişimini zorlaştırabilecek; uygulamada ilave maliyetler ve operasyonel aksaklıklar doğurabilecektir.”

Üretim gerçeklikleriyle örtüşmeyen bu yaklaşımın kabul edilmesi mümkün değil

Yalçın Ertan, “Diğer taraftan; Türkiye’nin EAF ağırlıklı üretim yapısına rağmen, varsayılan emisyon değerlerinin bu yapıyı yeterince yansıtmadığı ve daha yüksek emisyonlu üretim yöntemlerinin esas alındığı bir yaklaşımın benimsendiğini ve Türkiye’nin fiili emisyon performansının üzerinde bir karbon yoğunluğu ile temsil edildiğini görüyoruz. Özellikle bazı ürün grupları için Türkiye adına belirlenen değerlerin Çin gibi üretiminin %90’ı yüksek emisyonlu BOF yöntemiyle gerçekleşen bölgelerin bile üzerinde olması mevcut yaklaşımın üretim gerçeklikleriyle açıkça çeliştiğini göstermekte. Üretim gerçeklikleriyle örtüşmeyen ve sektörümüz açısından ciddi bir rekabet dezavantajı yaratan bu yaklaşımın kabul edilmesi bizim açımızdan mümkün değildir.” dedi.

İhracat artışı için Bakanlıklarımızın desteğini bekliyoruz

Başkan Ertan, “Mevcut yaklaşımın üretim gerçekliklerini tam olarak yansıtmadığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını görüyoruz. Türkiye’nin EAF ağırlıklı üretim yapısının dikkate alınması ve varsayılan değerlerin buna göre değerlendirilmesi, ihracatçılarımızın fiyat rekabetinden olumsuz etkilenmemesi açısından büyük önem taşıyor. Ayrıca doğrulayıcı kuruluşların yetkilendirilmesi ve uluslararası düzeyde kabul görmesine ilişkin bu belirsizlik, firmalarımızın doğrulama hizmetlerine zamanında erişimini zorlaştırabilecek; uygulamada ilave maliyetler ve operasyonel aksaklıklar doğurabilecektir. Bu sebeple bu süreçte, ilgili kurum ve kuruluşlarımızın ortak bir yaklaşım ortaya koyması ve gerekli girişimlerin hem uluslararası platformlarda hem de kamuoyu nezdinde daha güçlü şekilde gündeme getirilmesi adına Bakanlıklarımızdan destek bekliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

  

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

YORUM YAZ